TEZATLIĞIN ÇOCUĞU PAMUKLU SİLAH

Doğanın yaşamımıza getirdiği tezatlıklar, uyum sürecinin bir parçası olabilir mi ? Yada doğa tezatlığı seviyor mu ? Yada doğa aslında uyumdan yana mı ? Siyahın olduğu yerde beyaz, iyinin yanında kötü, sıcağın yanında soğuk, hızlının yanında yavaş, kısanın yanında uzun...Biri diğeri olduğunda anlam kazanıyor. Bazen tezatlığı yaşamadan sağlıklı bir süreci tamamlamak bile mümkün olmayabiliyor. Bu tezatlıktan doğan, gelişen, büyüyen ve artık uyumun bir parçası olmuş ilginç yaşamlar var. Laboratuar ile evi arasında rezonansa geçmiş çılgın kimyagerlerden biri, mutfağında çalışırken yanlışlıkla nitrik asit şişesini devirir. Haliyle nitrik asit her tarafa yayılır. Kimyager hemen dökülen nitrik asidi temizlemek için bir şeyler aramaya başlar. Eline pamuk bir önlük geçer ve hemen dökülen yerleri silmeye ve temizlemeye başlar. İş bittiğinde önlüğü kuruması için sobaya asar. Kısa bir süre geçtikten sonra büyük bir patlama duyulur. Olayın nedeni ise sonraları anlaşılır. Pamukta bulunan selüloz nitrik asit ile tepkimeye girmiş selüloz nitrat oluşmuştu. Buda ısıyla birlikte büyük bir patlamaya yol açmıştı. Bu, giysi olarak kullandığımız bir kumaşın nasıl ölüm makinesine dönüşebileceği ile ilgili; ve de doğanın yaşamımıza kattığı tezatlıkla ilgili ilginç bir öykü. Asıl ilginç olan doğanın tezatlığının dünyaya getirdiği pamuklu silahın yaşamının bundan sonraki seyri. Çünkü bu tezatlık artık bir uyum sürecine dönüşmeye başlıyor. Ve Nobel’in yaşamıyla da kesişmeye başlıyor. Nobel o zamanlar dinamitin patentini daha yeni almış. Nitrogliserine uygun bir absorplayıcı bulmuş ve nitrogliserinin kararsızlığından kaynaklanan problemler artık yol olmuştu. Nobel pamuklu kumaştan elde edilen bu silahı geliştirmek niyetindeydi. Bu amaçla nitrogliserin ile karıştırmaya karar verdi ve ortaya çok daha güçlü bir patlayıcı çıktı. Artık yer altındaki madenlere ulaşmak çok da zor olmuyordu. Pamuklu silah gelişimci kimliğini zamanla geliştirmek ister gibiydi. Kendine yeni yerler ve heyecanlar arıyordu. Bu yeni arayışlar artık sonuç getirmeye başlamıştı. O zamanlar, mevcut silahlarla yapılan savaşlarda askerler birkaç kez ateş ettikten sonra çıkan dumandan dolayı hedeflerini göremez oluyorlardı. Bu savaşlarda askerler için büyük bir problem oluşturuyordu. Ateş ettikten sonra duman çıkarmayan silahlara ihtiyaç duyuyorlardı. Askerlerin imdadına pamuk ve Paul Vielle yetişti. Pamuklu silahın jelatinleşmiş formunu eter ve alkolde karıştırarak duman çıkarmayan bir silah yapmayı başardı. Bu duman çıkarmayan ilk silah olmuştu. Ayrıca kara baruttan da güçlüydü. Ancak işin kokusu zamanla ortaya çıkmaya başladı. Silah belli bir süre kullanılmadığında içindeki alkol ve eter buharlaşıyor, geriye kalan karışım ise daha tehlikeli oluyordu. Hatta yaralananlar bile olmuştu. Daha güvenli bir yol olmalıydı. Pamuk heyecana ve coşkuya doymuyordu. Bu kez de kendine işbirlikçi olarak Nobel’i seçti ve bu sorun için yeni bir çözümle geldi. Nobel, pamukla nitrik asidin karışması sonucu oluşan ve patlamaya yol açan madde olan nitroselülozun eterdeki çözeltisini nitrogliserin ile karıştırmış ve bu karışıma %10 oranında kafur eklemişti. Bu yeni silah dumanlar çıkarmadığı gibi aynı zamanda çok güçlü bir silahtı. Nobel 1887’ de yaptığı bu silahın patentini aldı. Aslında perdenin arkasındaki gizli güç pamuktu yada başka bir deyimle doğanın tezatlık isteği yada doğanın uyum isteği.

Görüldüğü gibi hayatımızda vazgeçilmez olan pamuk, doğanın tezatlığının ellerinde büyük bir güce dönüşebiliyor. Belki de bu güç sadece pamukta değil diğer tüm maddelerde. Zamanı geldiğinde doğa bu güçleri de gösterebilir. Bu güçlerin bizim için nasıl bir bedelinin olacağını kestirmek ise oldukça zor. Zor olan bir şey daha var o da bu tezatlığın iyi mi yoksa kötü mü olduğuna karar vermek. Ama önemli olan insanoğlunun bu tezatlığı kullanması ve kendi ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmesi.

Bilim Teknik 2005

 

 

HIZ VE DAHA GERÇEKÇİ ALGILAMALAR

Hız herkes için çok önemli. Hayatın her kademesinde olduğu gibi hız faktörünün etkili kullanılması yaşama büyük katkıları var. Özellikle endüstri alanında üretim süreçlerinin hızlı gerçekleşmesi, verimlilik ve kazanç açısından çok önemli. Kimyasal olaylar bir dakika, bir saat, bir gün .. gibi çeşitli sürelerde gerçekleşir. Bu süreler doğanın bize sunduğu imkanlardır. Ama yine doğanın kurallarını kullanarak doğanın ötesine geçmek mümkündür. Bu durum endüstride katalizör adı verilen bazı maddeleri kullanarak kimyasal tepkimeleri hızlandırmak, üretimi ve verimliliği arttırmak şeklinde olur. Bu maddeler endüstri alanında uzun yıllardan beri kullanılmaktadır. Aslında bu yapılanda bir nevi doğanın taklit edilmesidir. Çünkü vücudumuzda gerçekleşen tepkimelerin çoğunda katalizör adı verilen hızlandırıcılar kullanılmaktadır. Bu da yaşamın devamı için vazgeçilmez bir süreçdir. Örnek olarak nişastanın şekere dönüştürülmesinde asitlerin kullanılması olayın çok daha hızlı gerçekleşmesini sağlamaktadır. Bu olayda asit katalizör olarak düşünülür. Peki bu katalizörlerin ne gibi özellikleri var. Aslında en önemli özelliği olarak bilenen, katalizörlerin tepkimeye girip hızlandırdıktan sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi aynen çıkmalarıdır. En azından okullarda öğretilen ve bir çok kitapta olan tanımlama bu. Peki bu tanımlama ne kadar doğru bir tanımlama. Aslında bunun tam olarak doğru olduğunu söylemek yanlış olur daha doğrusu eksik olur. Katalizörler tepkimeden sonra değişime de uğrayabilirler. Aslında bu sonuç 1900’ lü yıllarda Bredig tarafından ortaya konmuştu. O zaman hangi maddeler katalizör demek uygun olur? Katalizör tepkime sırasında değişmeden kalan yada ürüne dönüşen girdi miktarı ile değişen katalizör miktarı arasında tam sayılı stokiyometrik bir oranın olmadığı durumda tepkimeyi hızlandıran maddelere katalizör demek daha uygundur.

Peki katalizörler ne yaparda tepkimeyi hızlandırırlar. Bunu anlayabilmek için olayın doğal ve hızlanmış bir şekilde nasıl gerçekleştiğine bakmak lazım. Bir tepkimede ürünün oluşabilmesi için ilk olarak moleküllerin çarpışması gerekir. Ayrıca ürünün oluşabilmesi için çarpışmanın uygun geometride olması gerektiğini de belirtmek lazım. Zaten her çarpışma ürünle sonuçlansaydı nefes alacak oksijen bulamazdık herhalde. Pazardan yada marketten aldığınız her şeyin bir bedeli olduğu gibi her çarpışmanın da çarpışan moleküller açısından bir bedeli var. Nasıl ki siz bir şey satın aldığınızda en değerli varlıklarınızdan bir olan paranızı veriyorsanız çarpışan moleküllerde yeni bir ürünün oluşabilmesi için en değerli varlıklarını yani enerjilerini vermek zorundadırlar. Bu süreci kısaca belli enerjiye sahip moleküller belli geometride çarpıştıkların da yeni bir ürün ortay koyar şeklinde özetlemek mümkün. Peki bu sürece katalizör nasıl müdahale ediyor da olay hızlanıyor? Bunu şöyle bir örnekle açıklamak mümkün. Bir ev var 500 TL değerinde ve siz bu evi satın almak istiyorsunuz. Ama toplam 400 TL paranız var. Normal şartlarda bu evi satın alamıyorsunuz. Ancak babanız 100 TL’ lık kısmını karşılayabileceğini söylüyor. Sizde 400 TL paranız olmasına karşın 500TL’lık bu evi satın alıyorsunuz. Babanızı katalizör olarak düşünmek mümkün. Önemli olan nokta ise babanız sizin evin fiyatını düşürmemiştir, sadece belli miktarını karşılamıştır. Fiyat değişmemiştir. Bu olayı kimyasal olaylara uyarlarsak katalizörler tepkimenin gerçekleşmesi için gerekli enerjinin bir kısmını düşürmediğini yalnızca karşıladığını söylemek mümkündür. Ancak genelde bilinen ve ilköğretimde öğretilen ise, katalizörlerin tepkimenin gerçekleşmesi için gerekli enerjiyi düşürerek tepkimenin daha az enerji ile oluşmasını sağladığı şeklinde. Yine bu düşüncenin de tam olarak doğru olduğunu söylemek yanlış olur.

Görüldüğü gibi hızla ilgili bazı yanlış algılamalarda olsa, hız herkes için çok önemli ve gelecekte hızın, hızlı olanların, sürekli iyileştirmelerle verimliliği yakalayanların, mükemmelliği hedefleyenlerin olacaktır. Bizim burada yaptığımızı ise hayatın var olan gerçeklerini sorgulamak ve şüpheyle bakmak anlayışının bir örneği olarak düşünmek doğru olur. Ayrıca geleceğe ve başarıya bu düşünce sistemi ile girilebileceğini unutmamak gerekir.

 

Bilim Teknik, 2004

Bütün Hakları saklıdır ©

SU ÜZERİNE BİR ATASÖZÜ, BİR DEYİM

 

Su bilindiği üzere doğada tüm canlılar için vazgeçilmez olan ve onsuz bir yaşamın düşünülemeyeceği bir madde. İnsansı özellikleri var.İnsanların yıllar önce söylediği bir atasözünü ve bir deyimi sanki sudan esinlenerek söylenmiş dedirtircesine ilginç özelliklere sahip.Suyun katkısının olduğundan şüphelenilen atasözü “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” deyim ise “saman altından su yürütmek”.

Şimdi de suyun bu atasözü ve deyim ile ilişkisini açılayalım.Bu ilişkiyi ortaya koymak için suyun içine belli miktarda tuz atmak yeterli.Beklendik şekilde suyun içindeki tuz iyonlarına ayrışacak.Yani sodyum klorürü tuz olarak alırsak sodyum ve klor iyonlarına ayrışacak.Suyun eksi ucu pozitif yüklü sodyum iyonunu, pozitif ucu da negatif yüklü klor iyonlarının etrafını çevirecekler.Peki su neden bu olayı gerçekleştirsin ki ? Bu sorunun cevabı açık : Suyun bu işten bir çıkarı var , eğer bir çıkarı olmasaydı o tuz suda iyonlaşamazdı. Peki nasıl bir çıkarı var ? Suyun en değerli varlığı enerjisi ve tuz kristalinden iyonları ayırmak için de enerji lazım.Yani su en değerli varlığını tuzu iyonlaştırmak için harcıyor.Suyun insansı özelliklerinden biri yani uyanıklığı işte burada devreye giriyor.İyonların etrafının suyla sarılması sonucu ortama yani suya enerji veriliyor.Ve bu enerji suyun verdiği enerjiden daha büyük.Su bu işten kârlı çıkıyor.Yani kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyor.Düşünün, siz birisine 500 T.L veriyorsunuz ve o size belli bir süre sonra 750 T.L veriyor. Siz olsanız bu alışverişe girmez misiniz. ?

Suyun kendisine de atıfta bulunulduğu deyimle ilişkisini açıklamaya gelince.Bu münasebet de yine suya tuz eklenince ortaya çıkıyor ancak bu kez yanlışlıkla fazla miktarda tuz eklendiğini düşünün. Belli bir süre sonra yani ortalık durulduğunda altta belli miktar tuzun çöktüğü gözlenir.Üste su altta tuz .İlk bakışta hiçbir hareket yok , masum bir görünüş.Ama bu görünüşe aldanmamak gerekir.Çünkü su çökenlerin bir kısmını çözüp, çözdüklerini de çöktürüyor.Yani sürekli kendini yeniliyor. Yani saman altından su yürütüyor.

Evet su, her geçen gün kirli çamaşırları ortaya çıkarılsa da o bizim için vazgeçilmez bir unsur.Dünyanın en büyük kimyacısına saygılarla .

Bilim Teknik

BİLİMDE ÇAĞRIŞTIRICILAR VE ÜRETKENLİK

 

Bilimin içinde olan kişiler bilimde buldukları mutluluğu hayatın hiçbir kademesinde bulamayacaklarını iyi bilirler. Bu ön bilgileri belki de bir takım zorluklara göğüs germelerini sağlar. Aynı zamanda motivasyon kaynağıdır da. Bilim adamının performansı çok önemlidir ve çoğu zaman üst düzeyde olması üretkenliğini büyük ölçüde etkiler. Peki daha fazla üretebilmek , daha fazla performans göstermek için ne yapılabilir? Bu sorunun belki herkese göre bir yanıtı olabilir ama genelleme yaparsak çağrıştırıcılar kullanmak herhalde bilimsel bir yanıt olabilir.

Kapasite zihnin o anki durumuna bağlıdır. Zihnimiz bazı koşullarda maksimum kapasite gösterirken bazen de ne yapsak bir şeyler üretemeyiz. Eğer biz üst düzey performans gösterdiğimiz koşulları tekrar sağlarsak her zaman için yüksek verimde çalışabiliriz. Peki bu aynı şartları her zaman nasıl oluşturacağız ? Çağrıştırıcılar kullanarak. Yani sizi iyi hissettirecek bir takım görsel işitsel yada dokunsal işaretler. Çağrıştırıcı olarak bir model kullanabiliriz veya kendimizi kullanabiliriz. Normal düşünceniz yerine hayalinizde , geçmişte kendinizin son derece yetenekli ,coşkulu , hırslı , topluma büyük bir katkımızın olduğunu düşündüğünüz , önemli bir sonuç ortaya koyduğunuz duruma gelin ve o anı tekrar yaşayın . Eğer böyle bir durum yoksa kendinizi olmak istediğiniz özelliklere sahip bir bilim adamı yerine koyarak aynı duyguları tekrar yaşamaya çalışın. Onun gibi davranın.O üst düzey performansı yakalamaya çalışın . Bu olayı sadece verimliliği arttırmak için değil , engellemeler ve zorluklarla karşılaştığınızda da uygulayabiliriz. Çağrıştırıcılar kullanmak üretkenliği arttırmak için tabii ki bir yol sadece rehber olabilir .

Ülkemizin gelişen dünyaya ayak uydurabilmek için her ferdin en üst düzeyde performansla çalışması kaçınılmaz bir gerçek. En azından gelişen ülkeler böyle yapıyor.Belki de herkesin en sonunda geleceği bir son, bazılarının geç bazılarının erken geleceği bir son. Bunun idrakında olmak gerekir. En azından bir arayış içinde olmak gerekir. Niye şimdi bir başlangıç olmasın...

Bilim Teknik

 

BİR KİMYACININ GÖZÜYLE DEĞİŞİM

 

Üretken toplumlara baktığınızda değişim konusunda statükocu olmadıkları, yeniliğe açık olduklarını, zamanı geldiğinde gerekli hamleleri yaptıklarını görüyoruz. Geri kalmış toplumlara baktığınızda ise değişim zamanından çok sonra ve sancılı olduğu görülüyor. Peki değişimleri nasıl ağrısız ve tam zamanında gerçekleştirebiliriz. Bu durumda doğanın bize sunduğu bilimsel gerçeklerden faydalanmak en akılcı yol olsa gerek. Dengedeki kimyasal reaksiyonlara bir etkide bulunduğunuzda o etkiyi azaltacak yönde tepkide bulunur. Yani sosyal yaşamda bir değişiklik yapmak istesek, bu etkiyi azaltacak yönde bir direnme gözlenecek bu da süreci uzatacak yada engelleyecek. Doğada reaksiyonlar tersinir yani bir denge sürecinde küçük değişimlerle büyük bir değişimin oluşturulması şeklinde geri dönüşümlü olarak ya da tersinmez yani geri dönüşsüz ve hızlı bir şekilde meydana gelebilir. Bu iki olaya da baktığınızda geri dönüşsüz olay evrenin entropisini yani düzensizliğini arttırdığını görürüz. Tersinir olaylarda ise entropi yani düzensizlik sıfırdır. Ayrıca tersinmez olaylar kendiliğinden yürür. Sizin yönlendirme şansınız olamayabilir. Şimdi de bu doğa kurallarını hayatımızdaki her türlü değişime özellikle de sosyal değişimlere uygulamaya çalışalım. Eğer değişimi tersinmez olarak gerçekleştirirsek düzensizlik arttığından toplumda kargaşaya yol açabilir. Ama değişimleri tersinir uygularsak değişim hem sürekli olacak hem de istenildiğinde geri dönülebilecek. Değişimler küçük boyutta olduğunda direnmeler ve tepkilerde daha küçük boyutta olacak. Ayrıca değişimi yönlendirme imkanı da var. Uzun süre statükocu kalıp birden nasıl olduğunu bilmediğimiz bir değişim mi yoksa her an ve sürekli ileri bir değişim mi ?

Görüldüğü gibi her yol bilime çıkıyor yeter ki ondan ayrılmayalım.Tabii ki doğa kuralları evrensel ve bu kurallar yaşam için birer ipuçları aslında. Her ipucu değişimin anahtarı. Kapıyı ya bu anahtarla açacağız yada....

Bilim Teknik

 

RUHUNU ÜFLEYEN BİR DEVRİMCİ

Bilime ruhunu üfleyen sayılı bilim adamı vardır. Hayatta yapılan her şeyin bedeli olabileceği gibi bilime ruhunu vermenin de bilim adamları için bazen ağır bir bedeli olabiliyor. Antoine Lavoisier’in yaşamında olduğu gibi. Onun ödediği ağır bedel Fransız devriminin keskin giyotinleri tarafından verilmişti. Mahkemesinde hakimin söylediği “Cumhuriyetin bilginlere ihtiyacı yoktur” sözü akıllara kazınmış, Lavoisier’in bilimde yarattığı değişimin önüne geçmişti. Oysa o iyi bir ekonomist, yönetici, hukukçu ve yaratıcı bir bilim adamıydı. Fransız devriminin keskin giyotinleri bu çok yönlü adamın başını bedeninden ayırıverdi Bir devrim bir devrimciyi yok etmişti Peki ona devrimci demek doğru bir yaklaşım mı ? Bunun kararını verebilmek için yaptıklarına kısaca bakmak gerekir. O kimyaya ölçmeyi getirmiş kişidir. 18 yy da 0,0005 gramı ölçebilen terazi yapmıştır. Bu gelişmenin katkısıyla bir reaksiyonda ürünlerin kütlelerinin toplamının reaksiyona girenlerin kütlelerine eşit olduğunu yani maddenin yoktan yaratılamayacağını ve kaybolmayacağını ortaya kondu. Bu sonraları “kütlenin korunumu yasası” olarak tanındı. Hayvanlarda solunumun oksijenle gerçekleşen bir yanma işlemi ve bu yanma sonucu ısı ve CO2 açığa çıktığını ortaya koydu. Enerjinin korunduğunu yaptığı ilginç domuz deneyi ile bulan kişi de o. Kimyasal olaylarda açığa çıkan ısıyı bulmak için yeni bir yöntem geliştirdi.İlk olarak suyu elementlerinden sentezlemiş ve tekrar bileşenlerine ayırmış ve suyun yapısını aydınlatmıştır. Bu deneyleri sırasında havanın miktarını ne kadar alırsa alsın hidrojen miktarının değişmediği sürece oluşan su miktarının değişmediğini gözlemlemesi kimyadaki sabit oranlar yasasını belirtiyordu. Kimyasal adlandırma metotlarını bazı bilim adamı arkadaşlarıyla birlikte oluşturdu. Element ve bileşikler arasındaki farkı ortaya koydu. Günümüzün baş belası gazı olan CO2 in ve hidrojen gazının isim babası. Yanma olayının doğasını açıklayan kişi. Ve daha nice ilginç denemeler... Bu temel katkılar kimyayı gerçek anlamda bir bilim haline getirdi. Kendisini de kariyerinin zirvesine çıkardı.

 

Her inişin bir çıkışı olduğu gibi Lavoisier’in de yükselişini keskin bir iniş takip etti Jakobenler vergi gelirlerinden kendisine çıkar sağladığı gerekçesiyle Lavoisier’in yükselişine son verdiler. Aslında giyotinlerin kestiği bir devrimcinin büyük bilim aşkıydı.

Devrimcileri yaşadıkları dönemde değerlendirmek daha gerçekçi bir yaklaşım olsa gerek. Yapılanlar da o dönemde gerçekten büyük değişimlerdi. Büyük ilk adımlar attı. Ve onun sayesinde kimya bilim olarak tanınmaya başladı. Ölürken arkadaşı Laplace’den boynu kesildikten sonra göz hareketlerinin durup durmadığını kontrol etmesini istemesi ölürken bile bilime ruhunu üflediğinin en önemli göstergesi olsa gerek. O bilime ruhunu üfleyen bir devrimciydi

Bilim Teknik

KEMİK KÖMÜRÜ ÜZERİNE BİR ÇİFT LAKIRTI

Bazen çok konusuruz da hic bir sey anlatamayız. Bazende kucuk bir soz soyleyerek cok şeyler anlatabiliriz. İşte ikincisi için geçerli bir söz. “Bakmasını bilmeyenler körlerden daha kördür, dinlemesini bilmeyenler sağırdan daha sağırdır”. Şimdide biraz lakırtı ederek bir seyler anlatmaya çalışalım. Bu şeyler bakıpta göremediğimiz şeylerden… Belki de bazılarımızın hiç aklına gelmeyecek şeylerden. Olur ya vesile yeni fikirlere, bu da gönlümüzden geçen niyettir hani…Kemik kömürü derler adına; bazende hayvan kömürü; tanecikli siyah bir materyal. Kemik bu maddeyi elde ederken hayvan kemiği  kullanılmasından geliyor. Kömürü ise bu kemiklerin yüksek sıcaklığa kadar ( örneğin 1200 dereceye ) ısıtılması sonucu oluşan kömürden kaynaklanıyor. Bu ısıtma süreci ile kemikteki uçucu bileşenler yapıdan atılmış oluyor.  Genel olarak oluşan ürünün  bileşenlerine baktığınızda yaklaşık olarak % 90 oranında kalsiyum fosfat, %10   oranında da  karbon içerdiği görülüyor. Çeşitli ülkelerde mangal kömürü yapmak için kullanılıyor.  Uzun yıllardır şeker endüstrisinde şeker çözeltilerinin rengini almak için kullanılmış. Bunun nedeni ise kemik kömürünün yüksek bir yüzey alanının olmasından kaynaklanıyor. 1 g kemik kömürü ortalama 100 m2 lik toplam  yüzey alanına sahip olabiliyor. Bazı hayvan kemiklerinin 500-600 ºC ye ısıtılarak kömürleştirilmesi sonucu elde edilen kemik kömürü suyun içinde zararlı olabilecek floru uzaklaştırmada kullanılmış. Önemli kullanım alanlarından biri de özellikle çok düşük düzeyleri bile zehirli olan arsenik, civa, kadmiyum ve kurşun içeren suların zehirsizleştirilmeleri. Yani ağır metalleri uzaklaştırmada için oldukça etkili. Metal iyonları için adsorpsiyonun yüksek çıkmasının sebebi ise hidroksi apatit üzerinde bulunan metal iyonlarından kaynaklanıyor. Bu iyonlar ağır metal iyonlarıyla yer değiştiriyor. Özellikle son yıllarda radyoaktif atıklarda bulunan bazı radyoaktif izotopları da adsorpladığı ortaya çıkarılmış durumda.

            Kemik kömürünü çeşitli maddelerle modifiye ederek özelliklerini, değiştirmek de mümkün. Bu da aslında kullanım alanı çeşitliliği sağlıyor. Örneğin demirle yapılan modifiye işleminden sonra radyoaktif atıklarda bulunan uranyumu uzaklaştırabilmek mümkün hale gelebiliyor. İyi bir adsorplayıcının rejenerasyon özelliğinin olması gerekir. Yani defalarca kullanılabilmeli.  Kemik kömürü şekerin renklendirilmesinde kullanıldıktan sonra su ile yıkama sonucu rejenere edilebilmekte. Bu da kemik kömürünün defalarca kullanılabilmesi demek. Kum filtresi olarak kullanılması ile ilgili çalışmalar yapılmış durumda ve kum filtrelerin yarattığı bazı sorunları ortadan kaldırdığı bulunmuş durumda. Yani kum filtrelerine etkili bir alternatif olarak düşünülebilir.

Ülkemizde kullanımı ise yaygınlaşmamış durumda. Bu konuda fazla çalışma yok.  Günlük olarak kesilen hayvanlardan elde edilebilecek kemiklere ek olarak bayramlarda kesilen binlerce hayvanı düşündüğünüzde  farklı alanlarda kullanmak üzere birer seçenek olarak düşünülebilir. En azından çeşitli ülkekerde mangal kömürü olarak kullanıması  iyi bir model olsa gerek.

            Hepimiz defalarca kemik görmüşüzdür. Hiç bu gözle kemiklere bakmış mıydınız ? Bu da baktığımız ama göremediklerimizden belki de. Aslında yukarıdaki lakırtılarla anlatmak istediğimiz hayvan kemikleri daha etkili ve verimli bir şekilde kullanılabilir. Belki de bu yazı için bu cümle yeterdi. Ama lakırtılar da yazıyı süsledi; renk kattı herhalde…

 Yoldaş Seki

 

Bütün Hakları saklıdır ©

 

 

 

XIX. Ulusal Kimya Kongresi, Kuşadası, 2005 FKP128

 

 

SİRAL 5, SİRAL 40 VE SİRAL 80 KULLANARAK SULU ÇÖZELTİDEN BOR UZAKLAŞTIRILMASI

 

Yoldaş Seki, Senem Karahan, Mürüvvet Yurdakoç, Kadir Yurdakoç

Dokuz Eylül Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Buca 35160 İzmir

 

Dünyadaki en büyük bor rezervine sahip olan Türkiye’de bazı yeraltı sularında yüksek oranda bor bulunmuştur. Yüksek orandaki bor derişiminin temel nedeni bor madenleri ve borik asit fabrikalarının atıklarıdır.Özellikle Batı Anadolu’daki jeotermal sular yüksek oranda bor içermektedir.

Çalışmada sudaki yüksek bor derişimi Siral 5, Siral 40 ve Siral 80 gibi SiO2 ve Al2O3 tabanlı adsorplayıcılar kullanılarak uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Yapılan batch deneylerinin sonunda adsorpsiyon prosesinin Freundlich ve Dubinin Radushkevich (DR) izotermlerine uyduğu, oysa Langmuir izotermine uymadığı ortaya konmuştur. Ayrıca DR denkleminden hesaplanan serbest enerji değerinin 8 kJ mol-1 değerinden küçük olması adsorpsiyon tipinin fiziksel olduğunu göstermektedir. Adsorpsiyon hız sabitini belirlemek için yalancı (pseudo) birinci mertebe, pseudo ikinci mertebe ve intraparticle difüzyon modelleri test edilmiş ve adsorpsiyon olayının pseudo ikinci mertebe hız modeline uyduğu bulunmuştur. Yapılan termodinamik çalışmalardan adsorpsiyon işleminin kendiliğinden yürümediği ve endotermik olduğu belirlenmiştir. Ayrıca düzensizliğin adsorpsiyon süresince arttığı gözlenmiştir. Yüksek sıcaklığa doğru gidildikçe kendiliğinden yürüme eğiliminin arttığı saptanmıştır.

 

Kaynaklar

1 B.F. Senkal, N. Bicak, Polymer supported iminodipropylene glycol functions for removal of boron, Reactive & Functional Polymers, (2003), 55, 27-33.

2- H. Polat, A. Vengosh, I. Pankratov, M. Polat, A new methodology for removal of boron from water by coal and fly ash, Desalination, (2004), 164, 173-188

 

 

 

XIX. Ulusal Kimya Kongresi, Kuşadası, 2005 FKP128

 

 

PARAQUAT’IN ORGANO-BENTONİTLERLE SULU ÇÖZELTİDEN UZAKLAŞTIRILMASI

 

Yoldaş Seki, Kadir Yurdakoç

Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Tınaztepe Kampus Buca 35160 izmir

 

Paraquat, geniş yapraklı bitkiler için herbisit olarak kullanılmaktadır. Paraquat’ın suya ya da toprağa karışma riskinin azaltılması insan ve hayvan sağlığı açısından çok önemlidir. Çalışmada paraquatın sulu çözeltiden uzaklaştırılması ile ilgili etkili adsorplayıcı geliştirmek amaçlanmıştır.

Killer, toprakta bulunan ve değiştirilebilir iyonlar içeren doğal adsorplayıcılardır. Killerin organik kirleticilere karşı adsorpsiyon yetenekleri, organik katyonlarla modifiye edilmeleri sonucunda artmaktadır. Çalışmada Enez/Edirne bentonitinin dodesilamonyum ve nonilamonyum klorür tuzları ile modifiye edilmesi sonucu elde edilen organo-bentonitler paraquatın sulu çözeltiden uzaklaştırılmasında adsorplayıcı olarak kullanılmıştır. Örneklerin özgül yüzey alanları ve gözenek boyutu dağılımları 77 K de azot gazının adsorpsiyonu ile BET yöntemine göre belirlenmiştir. X-Işını Toz Kırınım analizleri ile kil örneklerin tabakaları arasındaki bazal açıklık belirlenerek modifiye ajanların etkilerini açıklanmaya çalışılmıştır. Örneklerin % C, % H ve % N içerikleri CHN Analizör ile belirlenmiştir. Paraquat sulu çözeltiden adsorpsiyonu, 25°C de çalkalamalı bir su banyosunda kesikli yöntemle yürütülmüştür. Adsorpsiyon verileri Langmuir, Freundlich ve DR izotermlerine uygunluk açısından araştırılmıştır. Langmuir ve DR denklemlerine uyumun oldukça yüksek olduğu görülmüştür. DR izoterminden elde edilen adsorpsiyon enerjisi değerlerinden adsorpsiyon olayının kimyasal adsorpsiyon şeklinde yürüdüğü ortaya konmuştur. Langmuir, Freundlich ve DR denklemlerinden hesaplanan adsorpsiyon kapasitesi değerleri, nonilamonyum bentonit örneğinde daha yüksek bulunmuştur.

 

 

XIX. Ulusal Kimya Kongresi, Kuşadası, 2005 FKP140

 

TRİMETHOPRİMİN BAZI KİLLER ÜZERİNDEN SALINIMI

 

Zehra Bekçi, Yoldaş Seki, Kadir Yurdakoç

Dokuz Eylül Üniversitesi, Fen- Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü,35160 Buca-İzmir

 

Trimethoprim, nükleik asit sentezini dihidrofolat redüktaz enzimini inhibe ederek bozan bir antibiyotiktir. Trimethoprim; utis, otitis, bronşit, AIDS ve sinuzit gibi hastalıklarda vücut direncini arttırıcı özelliği ile en çok kullanılan antibiyotikler arasında yer alır.

Kil mineralleri, yüksek adsorplama kapasitesine ve geniş yüzey alanına sahip olduklarından ilaç hazırlamada destek katısı olarak kullanılmaktadır. Destek katısı ile ilaç aktif madde etkileşmesi ilacın etkinliği açısından önemlidir. Çalışmada, trimethoprimin KSF ve bentonit (Enez-Edirne) gibi killer üzerinden suni bağırsak ve mide ortamında salınım mekanizması aydınlatılmaya çalışılmıştır.

Adsorpsiyon çalışmaları kesikli yöntemle, farklı sıcaklık ve iyon şiddetlerinde gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, Langmuir, Freundlich ve DR izotermlerinden yararlanarak sıcaklık ve iyon şiddeti artışıyla adsorpsiyonun azaldığı gözlenmiştir. Adsorpsiyon sırasında oluşan trimethoprim-kil yapısından trimethoprimin bağırsak pH'sındaki salınımı, bentonit için yaklaşık 12 saatte %53 , KSF Montmorillonit için ise 10 saatte %46 olarak bulunmuştur.

 

Kaynaklar

1. Mohammad A. Qtaitat, Spectrochimica Acta 2004, 60, 673-678.

2. I. Fejer, M. Kata, I. Erös, O. Berkesi, I. Dékàny, Colloid Polym. Sci. 2001, 279, 1177-1182.

3. M. Issabel Carretero, Applied Clay Science 2002, 21, 155-163.